"Asıl soru ve sorun başka"
Kanunun zor durumda olduğu için çekini ödeyemeyenlere ekstra bir mali yük getirdiğini ve bu durumun işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale soktuğunu aktaran Bahar, "Karşılıksız çek keşide ettiği için aleyhine dava açılan keşideciye öncelikle ilave para cezası verilmekte, buna faizler ve masraflar da eklenmekte, söz konusu adli para cezası ödenmezse kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaksızın doğrudan hapis cezasına çevrilmektedir. Suçun takibi şikayete bağlı olması sebebiyle, hakkında ceza çıkan keşideci için yapılacak olan şey, alacaklı ile anlaşıp şikayetten vazgeçmesini sağlamak veya bu para cezasını ödemek veya gidip hapiste yatmaktır. Çekin üzerinde yazan meblağı ödeyemeyen bir kişi ya da şirketin ilaveleri ile birlikte tamamını nasıl ödeyeceği, sorulması gereken asıl soru ve asıl sorundur" şeklinde konuştu.
"Davaların takibi zorlaşacak"
Düzenlemeyle birlikte çekin tahsilini kolaylaştırmak için bankaya ibraz edildiği yer, hesabın açıldığı bankanın bulunduğu yer veya hesap sahibinin ya da şikayetçinin yerleşim yeri şeklinde dörtlü bir tanımlama yapmak suretiyle çek sahibinin neredeyse dilediği yerden dava açmasına imkan sağlandığına dikkat çeken Bahar, "Bu düzenlemeye göre karşılıksız çek davaları 50 ayrı ilde dahi görülebilir ki bu bile tek başına büyük bir karmaşayı beraberinde getirir" ifadelerini kullandı.
"AİHM tazminata hükmedebilir"
Kanunun, hukukun temel ve evrensel ilkeleri ile bağdaşmayan yönleri olduğunu iddia eden Bahar, "Ekonomik suça ekonomik ceza prensibi kuralına çelişmek suretiyle tekrar hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi hukukun temel ve evrensel ilkelerine aykırılık teşkil eder. Bu şartlar içerisinde verilecek mahkumiyetlerin mahkemeler aracılığı veya bireysel başvurularla Anayasa Mahkemesine gönderilmesi durumunda Anayasamızın 38’inci maddesi 7’inci fıkrasında belirtildiği üzere ‘Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz’ hükmüne aykırılıktan maddenin iptali gündeme gelecektir. Bu da mahkemeler nezdinde ayrı bir karmaşanın habercisidir. İmzalamış olduğumuz uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları mahkemesinden de devlet aleyhine birçok tazminata hükmedilmesine gebe bir durumdadır. Ayrıca bugün hapishaneleri boşaltmak için çek yazılmasından daha ağır suçları işlemiş 38 bin hükümlü tahliye ediliyorken yanlış yatırım yapmış ya da ekonomik konjonktür nedeniyle çeki yazılmış bir işadamını hürriyetinden yoksun bırakmak trajikomik bir çelişkidir. Bu haliyle olması gereken ticari yapının reel, akla mantığa ve hatta hukuka uygun kurallarla güçlendirilmesidir. Özgürlük tehdidi bu yollardan birisi değildir" diye konuştu.
"Bankalar elini taşın altına sokmalı"
Sorunun çözülmesi için bankaların da elini taşın altına sokması gerektiğini vurgulayan Bahar, açıklamalarına şu şekilde devam etti:
"Bankalar çek defterinin verilmesi sırasında ellerini taşın altına koymalı, örneğin çek yaprağının değerinin birkaç kat yükseltilmesi ve daha iyi istihbarat yapılması önemlidir. İlaveten çekin kredi sağlayıcı bir finansman aracı olduğu unutulmamalıdır ancak bu yasayla finansman derinliğinin de azaltıldığı görülmektedir. Ekonomik ve yatırımsal cazibenin artırılması için finansman nezdinde projeye finansman, doğru cariye finansmanı gibi kredilerin önünün açılması, artık sistemin tamamının gündeme gelmesi gereken çözümlerdir. Yani asıl çözüm reel sektörün yatırım ve işletme finansmanı imkanlarının artırılmasıdır."