Sağlık, hukuk ve medyada kadın konuşuldu

Gündem


Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gören öğrencilerden oluşan Halk Sağlığı Öğrenci Topluluğu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle Güçlü Toplum Güçlü Kadın temalı bir panel düzenledi. 


ALKÜ Eğitim Fakültesi Başöğretmen Atatürk Salonu’nda gerçekleşen panel, öğrenci topluluğunun müzik ve şiir dinletisi ile başladı. 8 Mart Orotoryosu ve halk dansları gösterisinin de yapıldığı etkinlikte Profesör Doktor Saliha Özpınar Toplum Sağlığı ve Cinsiyet, Kadın Haklarını Koruma Derneği Alanya Şube Başkanı Avukat Melek Depren kadın ve hukuk, Alanya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Gaye Coşkun medya ve kadın, ALKÜ Halk Sağlığı Öğrenci Topluluğu Üyesi İntör Selin Yavuz ise kadın öğrenci olmak konularında sunumlar gerekleştirdiler. ALKÜ Genel Sekreteri Hüseyin Er, ALKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Kemal Erenler ve Alanya İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Yılmaz’ın da katıldığı paneli ALKÜ Tazelenme Üniversitesi öğrencileri de izleyici olarak takip ettiler. 


8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde toplum sağlığı için sağlıklı kadının neden önemli olduğunu anlatan Prof. Dr. Özpınar, bireylerin sağlığında tıbbi etkilerin yanısıra önemli bir etkinin çevresel yani toplumsal olduğunu belirtti. Profesör Özpınar şunları söyledi: “Kadınların güçlenmesi, yalnızca bireysel bir kazanım değil; toplumun tamamının sağlığını, refahını ve geleceğini doğrudan etkileyen bir halk sağlığı meselesidir. Eğitimden istihdama, sağlık hizmetlerine erişimden karar alma mekanizmalarına kadar her alanda güçlenen kadınlar; daha sağlıklı çocuklar, daha bilinçli aileler ve daha güçlü toplum demektir. Halk sağlığı perspektifinden baktığımızda biliyoruz ki; kadınların eğitime erişiminin artması anne ve bebek ölümlerini azaltır, kadınların ekonomik bağımsızlığı yoksulluk döngüsünü kırar, kadınların sosyal hayatta söz sahibi olması toplumsal eşitsizlikleri azaltır. Yani güçlü kadın, istatistiklerde iyileşme; sahada dönüşüm; gelecekte umut demektir” dedi. 


KHK Derneği Alanya Şube Başkanı Avukat Melek Depren, cinsiyet eşitliğinin neden önemli olduğunu anlatırken, kadınların bir ayrıcalık istemediğini, tam tersi var olan haklarını kullanmak istediklerini kaydetti. Anayasanın 10. Maddesi ile herkesin kanunlar önünde eşit yaşam hakkına sahip olduğunu söyleyen Avukat Depren “Ülkemizde kadın hakları alanında yeterli yasalar var ancak bu yasaların uygulanmasında sorunlar yaşıyoruz” dedi.
AGC Başkanı Gaye Coşkun’da konuşmasında 2026 yılının ilk 68 gününde 71 kadının öldürüldüğünü, 2009 yılından 2026’ya ülkemizde 5 bin 537 kadının erkekler tarafından hayattan kopartıldığını söyleyerek “8 Mart’ta fırsat eşitliğini, eşit işe eşit ücreti konuşmak isterdim. Ancak gelinen durumda emek temelli eşitsizlikten ziyade cinsiyet eşitsizliği ve bunun getirdiği kadın cinayetlerini konuşmak zorundayız. Bu çok acı verici bir durum” dedi. Ülkemizde 31 milyon 953 bin kişinin istihdam edildiğini, yani bu kadar insanın çalışan olduğunu, buna karşın kadın istahdanımın yüzde 32 düzeyinde kaldığını kaydeden Coşkun, “Çalışan kadınların ise yüzde 30’u kayıt dışı istahdam ediliyor. Bunların yüzde 50’si ise tarım sektöründe çalışıyor. Medyaya baktığımızda da son dönemlerde kadın çalışanlar sayıca artmış olsa bile bu artışın önemli nedenlerinden biri ucuz iş gücüdür dedi. 


Üniversitede kadın olmak üzerine konuşan İntörn Selin Yavuz sözlerine “Üniversite eğitimi, bireyin yalnızca mesleki bilgi edindiği bir süreç değil; aynı zamanda kimliğini inşa ettiği, sınırlarını tanıdığı ve sesini bulduğu bir dönemdir. Türkiye’de üniversite öğrencisi bir kadın olmak, önemli bir kazanımdır. Çünkü bu durum, bilgiye erişimin, ekonomik ve sosyal bağımsızlığın ve toplumsal görünürlüğün kapısını aralar. Üniversiteye gelen her kadın öğrenci yalnızca kendi hayatını değil, çoğu zaman ailesinin ve çevresinin hayal sınırlarını da genişletir” dedi. Selin Yavuz, Tıp Fakültesin’nde kadın olmayı ise şu sözlerle anlattı: “Tıp fakültesinde kadın öğrenciler, erkeklerle aynı sınavlara girip aynı klinik sorumlulukları üstlenmelerine rağmen, çoğu zaman mesleki yeterlilikleri değil; gelecekteki aile rolleri üzerinden değerlendirilmektedir. “Evlenince bırakır”, “çocuk olunca bu tempoyu kaldıramaz” gibi varsayımlar, kadınların özellikle cerrahi ve yoğun branşlara yönelmesini daha öğrencilik yıllarında sınırlandırmaktadır. Klinik uygulamalarda fiziksel güç gerekçesiyle kadın öğrencilerin geri planda bırakılması, hastaya yaklaşım, girişimsel işlemler ya da ameliyathane deneyimlerinden mahrumkalmalarına yol açmakta; bu durum eşit olmayan bir öğrenme ortamı yaratmaktadır. Uzun ve düzensiz nöbet saatleri söz konusu olduğunda, erkek öğrencilerin “dayanıklı” kabul edilmesi; kadın öğrencilerin ise aynı koşullarda “fazla zorlandığı” varsayımıyla değerlendirilmesi, cinsiyet temelli önyargıların tıp eğitimindeki en görünür örneklerinden biridir” dedi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.