Yok artık! Daha ne kadar ileri gidebiliriz ki?

Saygı değer okurlarımız, bildiğiniz üzere neredeyse iki yıl olacak bacasız sanayi diye tabir ettiğimiz turizm sektörü ve bu sektörün tüm bileşenleri bu pandemi belası yüzünden adeta deyim yerindeyse felç oldu desek yeridir. Bu sektörden ekmek yiyen herkes ama herkes tarifi ve telafisi mümkün olmayan derin yaralar aldılar.


 Ama özellikle emekçilerimiz ve dar gelirli vatandaşlarımız çok ama çok zor durumda kaldılar. Çünkü onların ne bir ek gelirleri vardı, ne de birikmişleri. Nasıl olsun ki en iyi sezonda bile asgari ücrete talim eden, beş ay çalışıp on iki ay geçinmeye çalışan birinin böyle bir durumda ayakta kalması, perişan olmaması mümkün mü?  


İlaveten gün geçmeye görsün ki, yağmur gibi yağan zamlar bir yana dursun, bu gün en düşük ev kirası olmuş iki bin Türk lirası.  Elektriği, suyu, pazarı, çoluğu çocuğu, yani bırakın günü kurtarmalarını, ayakta durabilmek için en temel ihtiyaçlarını bile, bu şartlar altında karşılamaları mümkün olmadığı gibi, bu süreçte borç üstüne borç edip çırpınıp durdular. Başka bir söylemle çırpındıkça battılar. 


Öte yandan bizi yönetenler ise sürecin başından bu yana milletin, emekçinin, emeklinin, esnafın neredeyse iki yıldır elinin kolunun bağlı olduğunu, işsiz kaldığını borç üstüne borç ettiğini, ayakta durabilmek için elinde avucunda ne varsa satıp savduğunu bilmiyormuşçasına, temel ihtiyaçlarda tam aksine indirime gidecekleri yerde zam üstüne zam yaptılar. Şaka gibi hala da birçok şeye zam yapmaya devam ediyorlar.


Çok değil daha iki hafta önce elektriğe doğal gaza yüzde 15 gibi kabulü mümkün olmayan oranlarda zamlar yaptılar. Kısacası emekçi camiası ve dar gelirli vatandaşlarımızın içine düştüğü durumu anlatmaya kalksak en az on ciltlik bir kitap çıkarırız. Bu ve benzer etkenlere dayalı olarak güçleri tükenen emekçiler turizmi hızla terk ettiler, etmeye de devam ediyorlar. En önemlisi de işverenlerin kendilerine sahip çıkmadığını gören ve sahip çıkmayacağını anlayan emekçilerimizi maalesef sektöre küstürdük.


 Kısacası Pandeminin faturasını her zaman olduğu gibi yine emekçilerimiz ödedi. Ödedi ödemesine de, bu seferki ödemenin sonuçlarının bir hayli ağır ve farklı yansımaları, bedelleri olacakmış gibi görünüyor. Temmuza kadar, yani kapılar açılıp, turizm hareketlenene kadar emekçisini unutan işverenlerimiz şimdi ortalıkta çalıştıracak insan bulamıyorlar. Kısacası yetişmiş, kalifiye personel kaybımız yüzde 60’lara dayanmış durumda. Herkes ne yapacağını şaşırmış, resmen kontrolü kaybetmiş durumdalar. Eğer elle tutulur, gözle görülür köklü önlemler alınmazsa, önümüzdeki yıllarda çok ama çok daha büyük,  çitti sorunlarla karşı karşıya kalacağımız kesin gibi görünüyor. 


Geldiğimiz son durumda ise, yok artık daha neler diyeceğimiz şeyleri duyuyor ve şahit oluyoruz. Ama önce, bir konunun altını özellikle çizelim.  Binlerce tesisin yüzde beşlik kısmının iyi olması, iyi hizmetler vermesi, emekçisine sahip çıkıyor olması sektörün içinden çıkılamaz hale gelmiş, kangrene dönmüş sorunlarını çözmeye yetmiyor maalesef. Tam tersine çoğunlukta olan taraf, azınlıkta kalan iyi tarafı yutuyor, yok ediyor.  Öncelikle bu yüzde beşlik kısmı, yani turizmciliği layıkıyla yapmaya çalışan kıymetli işverenlerimize, işletmecilerimize teşekkür ediyor ve onları tenzih ettiğimizin altını özellikle çiziyoruz.              


Son yıllarda sektörde öyle şeyler duyup, öyle şeylere şahit oluyoruz ki, akıllara durgunluk verecek cinsten şeyler bunlar! Bunlardan bazılarını daha önceki röportajlarımda sık sık dile getirmiştim. Örneğin fazla para vererek el altından birbirlerinin elemanlarını araklaması, çalması ve birbirlerine kazık atması gibi ki bunu hala da yapmaya devam ediyorlar. Şimdi bu rezilliklere, anlaşılması zor tuhaf bir iddia daha eklenmiş gibi görünüyor. Ben ilk duyduğumda tüm samimiyetimle söylüyorum yok artık daha neler dedim!
 İşte onlardan biri daha…  
 İddia o ki bazı otellerin iş değiştirmeme, iş bırakmama gibi çeşitli gerekçelerle çalışanlarına senet imzalattıklarını duyuyoruz.  Yine iddia o ki beş yıldızlı deluxe bir otelin yetkililerinin, emekçilerine yirmi iki (22) bin liralık senetler imzalattıkları, hatta bazılarının daha fazla olduğu iddia ediliyor. Açık konuşayım bu emekçilerin bazıları bana da ulaştılar. Belgesini, detayını ve içeriğini görünceye kadar konuyu şimdilik iddia olarak değerlendiriyorum. Bu nedenle detaylarına fazla girmiyorum ama konunun takipçisi olacağımızın altını özellikle çizelim ve bu yöntemlerin öteden beri nerelerde kimler tarafından ne amaçla kullanıldığına dair iki çift laf edelim. 
 Alınan bir eşya, nesne, gayrimenkul gibi, gözle görülen somut, borçlandırılan tarafa geçmiş bir şey karlılığında yapılan ve hukuki karşılığı olan bir tür sözleşme biçimidir senet. Diğer türlü karşılığını vermeden yapılan, imzalatılan senet, bağlama mecbur bırakma, köleleştirme anlamı taşır. Bu yöntem hukuk literatüründe cebir, bir nevi cebir yolu sınıfı olarak tanımlanıyor.


 Bu tür yöntemlerin bildiğimiz kadarıyla geçmişten bu güne pavyonlarda, illegal yapılanmalarda ve yer altı dünyasında sıkça başvurulan bir yöntem olduğunu biliyoruz. Bu yöntemin herkesin anlayabileceği şekliyle açılımı ise, insanları kendilerine borçlandırarak, istedikleri zaman kullanma, çalıştırma, kendilerine mecbur bırakma, bağlama, köleleştirme yöntemi diyorlar bunun adına.  


Şimdilik çok detaya girmeyeceğim. Ama şu kadarını söyleyeyim eğer turizmi bu hallere düşürdüysek kapılara kilidi vurup, bu sektörü top yekûn kapatıp gidelim. Bacasız sanayi dediğimiz bu sektörde bu yöntemlere başvuracak hale gelmişsek, turizmcilerimiz şapkalarını önlerine koyup, nedenlerini detaylarıyla birlikte çitti çitti düşünmeliler. Daha ne kadar ileri gidebiliriz ki? Bu sektöre gönül vermiş biri olarak umarım iddiadan öte geçen bir şey değildir. Bırakın iddiayı, konuşulması bile beni çok ama çok rahatsız etti. 
Bu gidiş iyi bir gidiş değil benden söylemesi… 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner97

banner82

banner83